Genel

Enteresan

Randımanlı bir biçimde nefes alamıyorum bir kaç saattir. Terleme ve üşüme arasında gidip gelmekteyim. En son panik atak geçirdiğimde böyle hissetmiştim kendimi. Kafamdan milyon tane yapmam gereken şey geçiyor. Eve gidip Play Station oynayabilirim diyorum ama daral geliyor. Game Of Thrones’u bilmem kaçıncı kez izleyebilirim diyorum, düşündüğüm anda duvarlar üstüme geliyor.  Ofiste bir film açıp izleyeyim diyorum, daha jenerik bitmeden kapatıyorum. Sigara yakıp, içemeden söndürüyorum, sonra hemen peşine bir daha yakıyorum. Bir şeyler yiyeyim diyorum ama takatim yok. Hareketli bir parçada ağlayabiliyorum ama hüzünlü bir şarkıda aptal aptal gülüyorum. Panik atak geçiriyorum desem değil, çünkü daha önce geçirdiğimde böyle olmamıştım.

Duygunun anlamını düşünüyorum. Düşündüğüm bir çok şeyin doğru olduğunu bizzat kendisi teyit ediyor. Çok açık değil. Yani “evet öyle” demiyor ama değil de demiyor. Sonra başka bir şey söylüyor. Sonra bambaşka bir şey. Sonra daha bambaşka bir şey. Yanımdayken, izliyorum sürekli. Çok mutluyum. Gittikten 5 dk. sonra tavırlarım bir hal alıyor. Nefes almam değişiyor, düşüncelerim mantıksız hale geliyor.  Analitik düşünmeyi bırak, beyni ile parmakları arasında koordinasyon kurabilen bir insan gibi bile düşünemiyorum. İçimde sanki ur var gibi hissediyorum. Eğer aşıksam daha önce aşığım dediğimde hissettiklerim neden böyle değildi diye düşünüyorum. Gün geçtikte daha çok mu duygusallaşıyorum yoksa gerçekten duygusallaştıkça günler mi daha hızlı akıyor?

Boynundaki koku sanki cennetten çıkmış gibi. Boynunu kokladığımda sanki dmt içmiş bir müptezel gibi hissediyorum kendimi. Sanki ruhumu teslim ediyorum gibi bir sevinç ve acıyla doluyorum.  Yani gerçekten cennet diye bir yer varsa eminim böyle kokuyordur. Her kokladığımda tekrar tekrar ölüyorum ve tekrar tekrar yaşadığımı hissediyorum. O benim boynumu kokladığımda ise ne hissedeceğimi bile bilemiyorum. Ölümle yaşam arasında ince bir çizgide kalıyorum.

Daha önce hiç tecrübe etmediğim şekilde düşünüyorum, hissediyorum, bilemiyorum. Yani siz hiç Toxic şarkısında ağlayan birini gördünüz mü? Bok gibi bir hayatın içinde nefesimin sonlanmasını istemediğim için belki de böyle hissediyorumdur. Kışımı yazıma çevirmiyorsun, sen her mevsimi yaşatıyorsun bana. Tam yaz geldi derken, üzerime dolu yağdırıyorsun.

Bok gibiyim. Ne sağlıklı düşünebiliyorum ne de sağlıklı hareket edebiliyorum. En kötüsü bunun hiç bir zaman geçmeyeceğini biliyorum. Her zaman bir yara olarak kalacak ve her seferinde sızlayacak.

Ama biliyorum çokta uzak olmayan bir yerlerde öyle bir yer var. Mutlu olduğumuz. Dertliyken birbirimizi güldürebildiğimiz. Fakirken şımarabildiğimiz.  Parklarda kaydıraklardan kayabildiğimiz, salıncaklarda sallanabildiğimiz, yağmurda ıslanabildiğimiz, karlarda yuvarlanabildiğimiz. Bisikletle gezebildiğimiz. Beraber uyuyabildiğimiz. Her sabah sana uyanabildiğim bir yer. Beraber kahvaltı yapabildiğimiz bir yer. Basit mutlulukları tadabildiğimiz, heyecanlanabildiğimiz. Sevdiğimiz müziklerde dans edebildiğimiz.  Sevdiğimiz şarkılarda gülebildiğimiz, bazı şarkılarda hüzünlebildiğimiz bir yer. Okuduğumuz kitapları anlatabildiğimiz, okuyacağımız kitapları tartışabildiğimiz. Gönlümüzce birbirimizi öptüğümüz, koklayabildiğimiz bir yer. Bazen de belki beraber ağlayabildiğimiz bir yer. Gözlerine bakabildiğim, saatlerce hiç sıkılmadan seni izleyebildiğim, günlerce sarılabildiğim bir yer.  Sarılınca üstümün başımın aşk koktuğu bir yer. Sevincinle sevinebildiğim, hüznünle hüzünlenebildiğim, gözyaşlarınla ağlayabildiğim, tebüssümünle dünyaların benim olduğu, her şeyi paylaştığımız bir yer. Çokta uzakta değil biliyorum.

Belki de o gerçek beni ayakta tutabiliyor, bilemiyorum.

Enteresan” üzerine 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir